Sağlıklı Zayıflamada Detoks ve Diyet

“Sağlıklı Zayıflama” çok sık kullanılan bir deyim olmakla beraber neyin doğru neyin yanlış olduğu kişiye göre değişmektedir. Böyle olması da son derece normal çünkü hepimizin metabolizması farklı, biyokimyasal dengesi farklı, besinlere olan duyarlılıkları farklı, sindirim sisteminin çalışması farklı, barsak düzeni farklı, sinir sistemi farklı, stres düzeyi farklı, uyku düzeni farklı, yaşam tarzı farklı ….. bu farkları daha da artırabiliriz. Tüm bu sebeplerle gazete, dergi, televizyon gibi iletişim araçları vasıtasıyla önünüze gelen zayıflama önerilerini çok ciddiye almamanızda fayda var. Çünkü aynı beslenme o gazete ya da derginin ulaştığı kilo vermek isteyen herkes için uygun olamaz, bu mümkün değil. Kişiye özel sağlıklı bir zayıflama programı olabilmesi için birtakım farklılıkların olması gereklidir. Bunun için öncelikle kişilerin vücutlarının neye ihtiyacı olduğunun belirlenmesi gerekir. Ancak bu şekilde “kişiye özel” bir beslenme ve kilo verme programı söz konusu olabilir.

Bedensel farklılıkları belirleyebilmek için öncelikle bazı testler yapılmalıdır. Kan analizi yapılarak kilo vermeye engel hormonal bir durumun olup olmadığının belirlenmesi ve kan değerlerinin ölçülmesi, Türkiye’de ilk kez uygulanan idrar- tükürük testi ile vücudunuzun beslenme ile ilgili ihtiyaçlarının belirlenmesi ve metabolizma hızı testi. Bu da akciğerlerinizin tükettiği oksijen miktarına bağlı olarak gerçek metabolizma hızınızı ölçen bir test. Tüm bu testlerden sonra kişiye özel iyi bir beslenme programı artık rahatlıkla hazırlanabilir, haftalık takip programları ile de sağlıklı bir kilo kaybı sağlanabilir.

Detoks ise vücuttan toksinlerin atılması, yenilenme, arınma, enerji seviyesinin artması, cildin tazelenmesi ve nefes alması gibi amaçlarla yapılan bir uygulama. Detoks için öncelikle bir “ön detoks” yapmalısınız. Ortalama olarak 1-2 hafta sürecek olan bu süreçte çay, kahve gibi kafeinli içeceklerden, et, tavuk, balık, yumurta, hamur işleri, kızartmalar, süt, gazlı içecekler gibi asidik besinlerden uzak durmalısınız ve beslenmenizde bol miktarda çiğ sebze, bir miktar meyve, yeşillikler, filizler ve bol suya yer vermelisiniz. Bu sayede bedeninizi toksinlerden arındırmak için iyi bir zemin hazırlamış ve detoks esnasında karşılaşabileceğiniz “iyileşme semptomlarını” azaltmış olacaksınız. Detoks sürecinde de hızlı, sağlıklı ve kalıcı bir şekilde kilo verdiğinizi göreceksiniz.

Detoks ve diyet; amaçları, süreleri, uygulanma şekilleri açısından birbirinden oldukça farklı iki yol olmakla beraber ortak bazı amaçlara da hizmet etmektedir. Özellikle yaza hazırlandığımız bu aylarda pek çok kişi şu ya da bu şekillerde kilo vermek için çaba sarf ediyor. Hatta kilo vermeye yeni karar vermiş olan kişiler için zaman da oldukça azalmış olduğundan özellikle “hızlı kilo verme” oldukça revaçta. Detoks ve diyetin en önemli ortak noktası her ikisinin de kilo verme konusunda iyi birer alternatif olmaları.

The LifeCo’da hem detoks yapabilir, hem de sağlıklı olarak zayıflayabilirsiniz. Bu iki uygulamanın iyi kombinasyonları ile kısa sürede hem hızlı hem de sağlıklı bir şekilde istediğiniz sonuca ulaşmanız mümkün. Önce 7 günlük bir detos sürecini tamamlayarak hem kısa sürede hızlı kilo kaybı ile motivasyonunuzu artırabilir, hem de toksinlerden kurtulmuş olduğunuz için vücudunuzu sağlıklı kilo vermeye hazırlamış olursunuz. Ardından vermek istediğiniz kilo miktarına uygun bir programı seçerek sağlıklı beslenme yöntemi ile haftalık kontroller halinde kilo vermeye devam edebilirsiniz. Yapmanız gereken size uygun yaşam tarzını benimseyerek vermiş olduğunuz kiloları tekrar almamanız ve sağlığınızı hep daha iyi seviyeye getirmek için çaba sarfetmeniz olacaktır.

Verdiğiniz kiloları hiçbir zaman tekrar almamanız dileklerimle

Diyetisyen Emine Şahin

Midenizin Dişleri Yok! …

İyi bir beslenme modelini uygulamak ve bunun sonucunda hem sağlığını maksimum düzeyde tutmak hem de vücut ağırlığı olarak normal sınırlar içerisinde olmak şüphesiz hepimizin istediği bir şey. Bir diyetisyen olarak beslenme konusunda en iyi başlangıç noktasını düşündüğümde The LifeCo Akatlar’da uyguladığım bir test beni iyi çiğneme konusuna getirdi. Çünkü uyguladığım bu testin sonuçlarında şu ana kadar iyi çiğnemesi gerektiği uyarısı olmaya bir tek kişi bile olmadı.

Nedir bu test?

Bir miktar idrar ve bir miktar da tükürük verilerek yapılan aynı zamanda ateş, nabız, tansiyon, kan şekeri gibi ölçümlerin de yapıldığı ve Türkiye’de başka bir yerde uygulanmayan bir test. Bu testin sonucunda başka bir şekilde öğrenmenizin pek mümkün olmadığı bazı sonuçlara ulaşıyorsunuz. Bunlar:

  • vücudunuzda enerji üretimi için yağların mı yoksa karbonhidratların mı kullanıldığı,
  • protein alımımızın yüksek mi düşük mü olduğu, yine proteinlerin vücutta yararlı bir şekilde kullanılıp kullanılamadığı,
  • vücudumuzda ki doymuş/doymamış yağ dengesi,
  • sinir sistemimizin hangi yönünün daha fazla çalıştığı,
  • asidik mi yoksa alkali mi olduğumuz,
  • enerji seviyemiz,
  • mineral seviyemiz,
  • oksidatif stresimizin ne boyutta olduğu gibi bilgiler.

Bu bilgiler kişiye özel bir beslenme programı oluştururken hangi besinleri tüketip tüketmememiz gerektiği, besin takviyesi kullanmamız gerekiyorsa hangileri olduğu ve yaşam tarzımız nasıl olmalı gibi soruların cevabını veriyor ve bunlar gerçekten çok önemli bilgiler.

Bu sonuçları değerlendirirken özellikle mineral seviyesi düşüklüğünde ve fazlalığında, enerji üretimi için yağlar ve karbonhidratlar tek başına kullanıldığında, protein ile ilgili her tür dengesizlikte, sinir sistemimiz ve pH değeri dengesizliklerinde mutlaka iyi çiğnemeyi öneriyoruz. Bu da iyi çiğnemenin aslında vücudumuzda ne kadar çok dengeyi etkilediğinin çok önemli bir kanıtı. İşte bu nedenlerle iyi çiğnemek çok önemli.

İyi çiğnemenin sindirime etkisi nedir?

Sindirim ağızda başlayan bir işlem ve iki önemli olay gerçekleşiyor. Bunlardan birincisi tüm besinlerin çiğnenmesi ile olan mekanik sindirim, ikincisi de tükürük salgısı ve içerisindeki sindirim enzimi ile olan kimyasal sindirim. İyi bir sindirim için önemli bir koşul besinleri iyice çiğnemek ve yavaş yemektir. Besinler ağızda ne kadar iyi çiğnenir ve dolayısıyla ne kadar küçük parçalara ayrılırsa sindirim bir o kadar kolaylaşacaktır. Bunun için yapılması gereken her bir lokmayı en az 25 kez hatta daha da iyisi besinler ağızda sıvı hale gelene kadar çiğnemektir. İyi çiğneyen ve bunu alışkanlık haline getiren kişiler (ki çok az sayıda olduklarına eminim lütfen bu güzel alışkanlığınızı değiştirmeyin) gerçekten çok doğru bir şey yapıyorlar.

Peki nedir iyi çiğnemeyi bu kadar önemli yapan?

İyi çiğnemediğimizde sindirim de iyi olmayacaktır. Sindirim iyi olmadığında ise hazımsızlık, gaz sancıları, şişkinlik, kabızlık ve hatta ileri aşamalarında mide ve karaciğer ile ilgili rahatsızlıklar bile söz konusu olabilir. Şimdi durup bir düşünün yediğiniz besinleri iyi çiğniyor musunuz? Bu arada bu soruyu cevaplarken iyi çiğniyorum cevabını vermeniz için her lokmayı en az 25 kere çiğniyor olmalısınız. Cevabınız “evet” ise sorun yok ancak “hayır” cevabını vermişseniz biraz önce saydığımız sorunlarla ne sıklıkta karşılaştığınıza dikkat edin. Şayet sıkça karşılaşıyor iseniz yapmanız gereken şey aslında çok basit. Evet, sadece iyi çiğnemek. Hemen şimdi başlayın ve birkaç gün deneyin, başlangıçta zor olabilir ama sindirim sorunlarınızın bir anda ne kadar azaldığını göreceksiniz ve eminim iyi çiğnemeye devam edeceksiniz.

İyi çiğnemek sindirimde neden bu kadar etkili diyorsanız bunun cevaplarını şöyle sıralayabiliriz.

  • Çiğneme hareketi mide ve bağırsakları sindirim işlemini başlatması için uyarır.
  • Çiğneme esnasında sindirim için gerekli olan enzimlerin ağızdan salgılanmasına ortam yaratmış oluruz.
  • Karbonhidratların sindirimi ağızda başlar bu nedenle iyi çiğnenmeleri ve burada sindirim enzimleriyle karşılaşmaları çok önemlidir. Mide¬de karbonhidratları sindirecek bir enzim yoktur. Bu nedenle ağızda besinlerin parçalan¬ması ve ağız salgısıyla karışması iyi olmazsa, ince bağırsakta da parçalanma iyi olmaz ve sin¬dirim bozukluğu ortaya çıkar.
  • Proteinlerin sindirimi zordur ve uzun sürer. Bu nedenle mümkün olan en küçük parçalara ayırmak bu zor sindirilen proteinler için önemlidir.
  • Yaşla beraber sindirim sisteminizdeki enzimlerin üretimi de azalmaya başlar. Bu da sindiriminizin zayıflamasına, besinlerin daha az emilmesine ve bağırsaklarda toksik maddelerin birikmesine neden olur. Bu nedenle yaş ilerledikçe çiğnemek daha da büyük önem kazanır.
  • Çiğneme esnasında beynimizin o gıda ile ilgili maksimum lezzet duygusuna ulaşmasını sağlarız.
  • Mide, barsak fonksiyonlarımızın bozulmasını engeller, bu da daha iyi ve rahat sindirime yardımcı olur. Bağırsakların boşalmasını kolaylaştırır.
  • Besinlerin emilimi çok daha iyi olacağından besinsel ihtiyaçlarımızı daha iyi karşılayabiliriz ve kendimizi daha enerjik ve iyi hissederiz.
  • Son olarak “midenizin dişleri yok” bu nedenle çiğneme olayını lütfen ağızda bitirin. İnanın “İYİ ÇİĞNEMEK” sindirim sistemi sağlığınız ve dolayısıyla sizin sağlığınız için tahmin ettiğinizden çok daha önemli.

Şayet size iyi çiğneyin uyarısı gelip gelmeyeceğini merak ediyorsanız bunun belirlendiği idrar-tükürük testimiz için sizleri Akatlar’a bekliyoruz.
İyi çiğneyerek sindirim sorunlarını ortadan kaldırmanız dileklerimle

Emine Şahin

“Every Season Has Another Reason to Detox”-“Her Mevsimin Başka Bir Detoks Sebebi Vardır”-

Every Season Has Another Reason to Detox”
-“Her Mevsimin Başka Bir Detoks Sebebi Vardır”-

Bu söz seneler önce Almanya’nın en ünlü “fasting” -“oruç”- kliniğindeyken misafir bir doktorun söylediği bir sözdü. Hiç unutmam, çok hoşuma gitmişti.

Buradaki detoksçulara haftada 2 kere düzenlenen canlı klasik müzik konserleri ve kışın kar yağarken bile açık havada size yüzme imkanı veren harika bir bahçe içindeki havuzları da çok hoşuma gitmişti.

Hoşuma gitmeyen ilk gece koridorda duyduğum tıkırtı üzerine odamdan çıktığımda görevlilerin kapıları üzerimize kilitlediklerini fark etmemdi! Aldığım cevap; “Burası bir otel değil bir klinik, buraya madde bağımlısı da, alkolü/sigarayı bırakmaya çalışan da, yeme bozukluğu olan da geliyor. Bu sebepten akşamları koridorları kilitliyoruz, çıkmak istiyorsanız başhekimden yazılı izin almanız lazım” olmuştu. Bunlardan hiçbiri bende olmamasına rağmen tek aklıma gelen şey o an oradan kaçmaktı! Sabah erkenden hepimizi bornozlarımızla sıraya sokup kilo vb. ölçümlerimizi yapmalarını da pek hoş bir anı olarak hatırlamıyorum. O zaman kendi kendime karar vermiştim; “Bizim merkezlerimizde de doktorlar, hemşireler, kan testleri vb. olsun, yani kapsamlı bir klinik hizmeti verilsin, öte yandan bu rahatsız edici ve rahatlamayı engelleyen disiplin olmasın. Herkes kendi sorumluluğunu alarak bilinçli bir şekilde programı istediği için uygulasın”.

Tayland’da gittiğimiz değişik detoks merkezleri ve spa’larda da değişik tecrübeler ve farklı uygulamalarla karşılaştık. Mesela Koh Samui adasında ilk detoksumu yaptığım “hippi” detoks merkezi bence gittiklerim arasında bu işi en iyi yapan yerdi. Öte yandan sizden önceki misafir, kolema odasını iyi temizleyemediyse (!) önce etraflıca bir temizlik yapmak zorunda kalmanız, kolema denen işlemle ilgili ilk tecrübenizi bir videodan bu yeni olayı çözmeye çalışarak gerçekleştirmeniz pek de kolay değildi. Hiç unutmuyorum yanımdaki arkadaşım “Ben bunu yapmam, sen yaparsan da bu hafta benden uzak dur, bu hiç hijyenik değil” deyip kestirip atmıştı. Kolema denen bağırsak temizliği odalarının hemen yanı başında da, açık hava bir Juice Bar’da içeceğiniz meyve suları sıkılıyor, Tayland’a ait ağır tütsü kokuları nemli hava ile karışıp insanın içini bayıyordu. Yine de tesis ağzına kadar doluydu, sonuçlar inanılmazdı! Bir haftada 6-12 kilo vermiş, kolesterolü, tansiyonu, şekeri normallere inmiş, Avrupa’nın dört bir yanından gelmiş turistler sizle hemen arkadaş oluyor; heyecanlarını ve tecrübelerini paylaşıyorlardı. Ayrıca masajlar sudan ucuzdu, herkes neredeyse günde 2-3 masaj yaptırıyordu. Ben yine kararımı vermiş “Bizim merkezlerde hijyen ve ilgi böyle olursa kimse gelmez, programı aynen böyle yapalım ama aman temizliği de, bilgilendirmeyi de sıkı tutalım“ demiştim.

Bir süre sonra Tayland’da gittiğim bir başka merkez, bu sefer beni de diğer misafirleri gibi Bangkok Havalimanı’ndan limuzin ile karşılatmış, 2 saatlik yolculuk sonunda kapıda Genel Müdür Paul’ün güler yüzü ve “Hello Miss Kaynak, you are so lucky, tonight is our open buffet and champagne night!” -“Bayan Kaynak çok şanslısınız, bu gece açık büfe ve şampanya gecemiz!”- diye beni içeri buyur etmişti. Eminim yüzümdeki ifade görülmeye değerdi! “Aman dünyada bu alanda isim yapmış görülmedik yer kalmasın, bu Tayland’ın eski dışişleri bakanının sahip olduğu dünyanın en ünlü spa’sı, gidip görmem gerek” diye yatırımcımızı off -düşük- sezonda bile gecesi 850 USD olan yere gitmem gerektiğine sonunda ikna etmiş, sonra da açık büfe ve şampanya eşliğinde detoks yaptığımı duyarsa nasıl hesap veririm diye dertlenmiştim! Şaka bir yana Türklerin de inanılmaz rağbet gösterdiği bu merkez tam bir para tuzağı idi! Ayda 2 kilo verince bile sevinen bir Arap Şeyhi, biri İngiliz Kontesi ve biri de Avustralya’da uçsuz bucaksız arazilere sahip olan yeni arkadaşlarımın; orada 4-8 hafta arası kalmaları için, (hatırlatırım düşük sezonda geceliği 850 USD idi, masajlar hariç!), arada bu büfelere ihtiyacı olduğunu sonradan anlamıştım. En uzun sıvı detoks süresi 3 gün idi, bunun sadece 1 günü sıvı beslenme ile geçiyordu, tabii kimsenin misafirlerin rahatını bozup kaçırmaya niyeti yoktu, geri kalan günler için düşük kalorili açık büfeler vardı. Öte yandan spa bakımları muhteşemdi, hele saunadan çıkıp, devamlı taze gül yapraklarının yenilendiği soğuk yürüyüş havuzuna girip de üstünüze kırmızı gül yaprakları yapışmış bir şekilde etrafta salındığınızda, zaten kendinizi o gün gerçek bir prenses gibi hissediyordunuz! Çıkan sonuç açıktı: Ne yapıp edilecek, merkezlerde güzel masajlar olacak ve kişinin kendisini özel hissedeceği küçük dokunuşlar atlanmayacaktı.

Amerika’daki bu tür merkezlerde ise herkes neredeyse birer sağlık koçu olarak eğitiliyordu, bilgilendirme muhteşemdi. Eve gittiğinizde birden kendinizi buğday çimi yetiştirirken, filizlendirme ve meyve suyu konusunda uzmanlaşmış ve herkese beslenme dersi verirken buluyordunuz! Masajlardan ise hiç bahsetmeyeyim, tam anlamı ile korkunçtu! Lenflerin masaj ile çalıştırılmasının ve farklı masajların tüm faydalarını öğrenmiştim ama Amerikalı masözün seansı bitsin diye hayatımda ilk defa bir masaj odasında tavana bakıp dakikaları saymış ve seans bitmeden bir daha konu masaja gelince Uzakdoğuluları Batılılarla hiçbir zaman aldatmamaya karar vermiştim! Evet, eğitim merkezlerimizde şarttı, bir shot bardağı dolusu buğday çimi suyunun mucizesi ise inanılmazdı. Tüm gerekli ekipman ne yapıp edilip Türkiye’ye taşınacaktı.

Bu araştırmalar, eğitimler ve tecrübeler birikiminde açtığımız merkezlere eklediğimiz en önemli şey ise “Human Touch” -“İnsani Dokunuş”- ve “Türk Misafirperverliği” oldu. Diğer bir deyişle program tanıtımını, kolemayı vb. videodan değil, birebir güler yüzlü bir ekipten öğrenmek, içecek saatinde Juice Bar’a gitmek yerine sizi ağacın arkasına bile saklansanız bulan, takipçi servis elemanlarına kendinizi teslim etmek, koltukta uyuya kaldığınızda üzerinizi bir anne şefkati ile örten, programınızı sizinle takip eden, yaşadıklarınızı kendileri de defalarca detoks yaptığı için üst düzeyde bir empati ile anlayabilen, her sorunuza cevap vermeye çalışan bir ekibin koçluğunda arınmanızı yapacağınız bir ortam sağlamak farkımız olmalıydı. 4 senedir her sabah yeni başlattığımız programda, bıkıp usanmadan tekrarladığımız bir cümle ile bunu anlatmaya çalışıyoruz; “Bizim tesislerimiz lüks değildir ama bir lüksümüz vardır, o da personelimiz”.

Gördüğünüz gibi konu iyice dağıldı! Halbuki asıl yazma amacım her mevsimin bir detoks sebebi olduğu idi.

Yaz mevsiminde; ki zaten çoğu detoks merkezi sıcak memleketlerdedir, artan sıcaklık ile birlikte vücudun su ihtiyacı da artar. Su içildikçe, sıcakla da birlikte daha çok terleme olur ve deriden toksin atışı hızlanır. Bu sebeple tüm detoks merkezlerinde sauna, buhar programın en önemli parçasıdır. Yazın bu doğal yolla olur.

Sonbahar da detoks yapmak için ideal bir mevsimdir; yazın yaptığınız yaramazlıkları, geç saatlerde ve fazla yenen yemekleri, bolca içilen içkileri, geç saatlere kadar uykusuz kalınmış yaz gecelerinin yorgunluğunu atıp, bağışıklık sistemini güçlendirerek kış aylarına hazırlanmayı en güzel, sonbahar aylarında yapabilirsiniz. Kışın nezle, grip olmamanın sırrı sonbahar detoksunda gizlidir.

Kışın; doğadaki çoğu canlının “kış uykusu”na yatması aslında bir tür detokstur. Yani iç organları, vücudun 2. en büyük enerji harcayan aktivitesi olan sindirimden kurtarıp dinlendirmek ve yenilemektir. Bu vesile ile yağlar da yakılır.

Veee muhteşem bir doğuş mevsimi olan ilkbahar! Bahar aylarında adı üzerinde vücutta en güzel “Bahar Temizliği” yapılır. Hücreler kolayca yenilenir, kıştan sonra hızlanan metabolizma arınmayı daha çabuk gerçekleştirir. Havadaki mis gibi bahar kokusu, cıvıldayan kuşlar, uyanmaya başlayan doğa bize harika bir temizlenme enerjisi verir. Kalın kışlık kıyafetlerimizi atıp, derimizi yenilememiz ve kendimizi doğaya daha yakın ve uyumlu hissederek, bir detoks merkezinde yalın ayak, negatif enerjimizi topraklayarak dolaşmaya başlayıp hafiflememiz için en güzel aylar gelmiştir. Bu vesile ile deniz sezonundan önce kimsenin birkaç kilo vermeye de şikayeti yoktur.

Unutmayın “Her Mevsimin Başka Bir Detoks Sebebi Vardır!”…

Önemli olan sizin ajandanıza uyan herhangi bir 7 günü, hayat koşuşturmasına kısa da olsa bir ara vererek, sadece ve sadece kendinize, yani bu evrendeki en önemli kişiye ayırmaya karar vermenizdir.

Harika bir ilkbahar dileğimle, en içten sevgilerimle…

Gül Kaynak

Sevgilinizi seviyorsunuz, peki ya o kendisini?

Sevgililer Günü bu hafta sonu. Günün anlamı sadece “sevgiliniz”e değil, sevdiğiniz herkese sevildiğini hissettirmek. Sizin için özel olan kişileri düşünün; aileniz, en yakın dostlarınız, akıl hocalarınız, sizin için en özel insan …

Onları seviyorsunuz, peki onlar kendilerini yeterince seviyorlar mı? Bu da ne demek diyorsanız; mesela sağlıklarına yeterli özeni gösteriyorlar mı? Doğru besleniyorlar mı? Egzersiz yapıyorlar mı? Vücutlarına iyi bakıyorlar mı? Yoksa son zamanlarda işe kendilerini fazla mı kaptırdılar? Kendilerini iyi hissettikleri kiloyu geçeli çok mu oldu? En son ne zaman düzenli egzersiz yaptılar? Sabah zor ve enerjisiz mi kalkıyorlar? Kronikleşmiş ağrıları mı var? Kafein desteği olmadan zihinlerini toparlamakta güçlük mü çekiyorlar? Bu aralar mutluluk hormonları çikolata ya da tatlı desteği olmadan harekete geçmiyor mu?

Eğer birkaç soruya “evet” cevabını verdiyseniz, sevdiğinizin bir “Hadi uyan!” çağrısına ihtiyacı var demektir. Ancak bu çağrıyı yapan siz olmayın, ters tepebilir. Zaten denemişsinizdir, biliyorsunuzdur.

Tek yapmanız gereken onu; bir damla, sadece bir damla kanını mikroskop altında görmesi için Canlı Kan Analizi’ne yollamak. Bunu da çok aleni yapmayın, masaj hediyesinin yanında verin, “kampanya varmış, bir de bunu verdiler” deyin.

Uzmanlarımız kendisine, sadece bir damla kanına bakarak; günde kaç bardak su içtiğini, eğer yeterince ve doğru su içmiyorsa (yukarıdaki şikayetler varsa büyük bir ihtimalle içmiyordur) kırmızı kan hücrelerinin (yani alyuvarlarının) nasıl birbirlerine yapıştığını, fazla yenen proteinin bu hücreleri nasıl olması gereken yuvarlaklıktan çıkarıp limon şekline getirdiğini, kolesterolün hücreleri nasıl bozduğunu, stresin, alkolün, sigaranın, asitli içeceklerin plazmayı nasıl asitleştirdiğini ve daha birçok şeyi sadece 5 dakika içinde ekranda canlı bir şekilde gösterecek.

İnanın, sevdiğiniz daha 5 dakika önce tanıştığı birinin kendisine sindirim problemini, yemeklerden sonra çektiği gazı ve şişkinliği, bu aralar stres altında olduğunu, uyku problemini, beslenme stilinin detaylarını sadece bir damla kana bakarak anlattığını görünce, uzmanın dediklerine kulak verecek. Birden sizin belki de senelerdir yaptığınız uyarıları daha ilk defa duymuşçasına dinleyecek ve kararlar alacak, önerilere uymaya karar verecek. İstediğiniz de bu değil mi?

San Diego’da Dr. Robert Young’ın eğitimine gittiğim ilk gün bana yaptığı “Canlı Kan Analizi” beni o kadar etkilemişti ki, telefona sarılıp Türkiye’yi aramış “Muhakkak bu özel mikroskoptan alıp bu testi biz de yapmalıyız. Daha yeni tanıştık ve Young bir damla kanıma bakarak sadece 2 dakika içinde bütün beslenme tarzımı detaylarıyla bana anlattı!” demiştim. Telefonun diğer ucundaki “Şimdi bizi durduk yerde masrafa sokma, sen de Türk kahvesi içirip fallarına bakarsın, aynı şeyleri söylersin (!)” yorumu bile heyecanımı geçirmemişti.

Şaka bir yana artık ”Canlı Kan Analizi” yaptırmanız için dünyanın öteki ucuna gitmenize gerek yok. Ne yapıp edip paramızı denkleştirip (!) bu mikroskoptan bir tane edindik. Tek yapmanız gereken parmak ucunuzdan tek bir damla kan vermek ve mikroskobun bağlı olduğu ekrana bakmak.

Adı üzerinde “Canlı” Kan Analizi olduğu için beklemenize de gerek yok. Sizle birlikte ilk 5 dakika içinde; vücudunuzdaki asidite seviyesini ve bunun kanınızdaki etkilerini, beslenme şeklinizi, boyut, şekil ve simetri bakımından kırmızı kan hücrelerinizin durumunu, beyaz kan hücreleri yoluyla bağışıklık sisteminizin faaliyet seviyesini, sindirim durumunuzu, vücudunuzdaki parazitlerin, mayanın, mantarın, bakterinin ve/veya küfün varlığını, yararlı yağları yeterince alıp almadığınızı, eksik minerallerinizi, stresin vücudunuza olan etkisini göreceğiz.

Tabii olay bunları görüp bilmek değil, bu konuda neler yapmanız gerektiğini öğrenip bunu uyguladıktan birkaç hafta sonra 2. testi yaptırıp farkı yine kendi gözlerinizle görmek. Söylenenlere uyup da sağlıklı kırmızı kan hücrelerinizi ekranda gördükten sonra zaten; doğru ve bol su içmenin, iyi beslenmenin, arınmanın/detoksun, dinlenmenin; kısaca kendinize biraz daha iyi bakmanın faydasının vücudunuzda bu kadar fark yaratacağı konusunda kimse sizi aksine inandıramaz.

Canlı Kan Analizi - Öncesi ve Sonrası

Resimde gördüğünüz “Canlı Kan Analizi” sonuçları, aynı kişinin sadece 2 hafta gibi kısa bir süre içinde kanını nasıl düzeltebileceğinin göstergesi. Birincisinde hücreler tamamen yapışmış, susuz ve asidik bir ortamda. İkinci resim ise ideal sağlıklı kan ve ideal kımızı kan hücreleri ile sağlıklı bir plazma. İki hafta, insan hayatında çok kısa bir süre ve alınan sonuç muhteşem.

Sevdiğiniz kişi için dileyeceğiniz en güzel dilek onun daha sağlıklı ve mutlu olması değil mi? Bunun için her yolu denemeye değer.

Unutmayın siz ve sevdikleriniz ancak daha sağlıklı kan hücrelerine sahip olursanız hikayenizin sonunda “Veeee hayatlarının sonuna kadar mutlu yaşadılar…” denilebilecektir.

Herkesin Sevgililer Günü kutlu olsun!

gül

İster misiniz?

İster misiniz?

1,5 ay gibi kısa bir sürede, sağlıklı bir şekilde beslenerek vücut ağırlığınızın %10’una yakın kilosunu fazla yağlarınızdan vermek ister misiniz? Hem de henüz düzenli egzersize başlamadan…

Ekte 1,5 ay içinde 103.4 kilodan 91.7 kiloya inmiş bir hanım misafirimizin Tanita* sonuçları var. Verdiği 11.7 kilonun 9.7 kilosu yağdan!

(*Tanita vücuttaki yağ/kas/su vs ölçümünü yapan bir alet. Sonuçların dökümünü eklemeyi beceremeyebilirim, görmek isterseniz gul.kaynak@thelifeco.com a e-mail atın yollayayım)

Yaşı 56, menopoza girmiş ve vücut metabolizması çok hızlı olmayan, hayatı boyunca spor yapmamış, 35 sene sigara içtikten sonra son 3 senedir bu alışkanlığını bırakmış ama denediği diyetlerden hep başarısız olmaktan sıkılmış biri.
4 haftalık bir ön beslenmeden sonra, çok korkmasına ve çekinmesine rağmen hiçbir semptom yaşamadan geçirdiği harika bir detoks dönemini başarı ile bitirdi.
İlk başlarda şüphe ile baktığı ve kullanmak istememesine rağmen, her hafta birini tanıtıp kullandırttığımız doğal beslenme desteklerinin (sindirim enzimi, probiyotik, kelp&nettle, green vibrance vs) faydalarını gördüğü için şimdi kendisi devam etmek istiyor.
Hayatında ilk defa yoga yaptı, hem yogaya, hem de, ilk başlarda “yer ayağımdan kayıyor” diye istemediği yürüyüş bandına devam etmek istiyor.
Bugün yaptırdığı “canlı kan analizi” mükemmele yakın çıktı. Kendisini çok mutlu ve sağlıklı hissediyor. En ideal kilosu olan 70 kiloya inmeye kararlı. Gözlerindeki yaşam sevinci görmeye değer. Beni çok heyecanlandırarak bu tecrübeyi sizle paylaşmaya iten de bu gözlerdeki pırıltı oldu.
Lütfen bu yazıyı senelerdir daha iyi yaşaması için ikna edemediğiniz, sağlığı bozulursa çok üzüleceğiniz ilk dereceden yakınlarınız başta olmak üzere, çevrenizde tüm faydalanacağını ve faydalanacak kişilere yayacağını düşündüğünüz kişilerle paylaşın.
Onları ikna etme işini bize bırakın; tüm The LifeCo ekibi olarak elimizden gelenin en iyisini yapmak için bize başvuran kişileri öncelikle bilgilendirmeye, doğru yönlendirmeye ve elimizden gelen en iyi servisi sunmaya devam edeceğiz, sevdiklerinize bu yolda bizzat destek vereceğiz. Tek bir kişi bile önemlidir ve fark yaratır diyerek başlasak da, sizlerin de desteği ile seneler içinde mümkün olduğunca çok kişinin mutluluk kalitesini arttırması için yol gösterici olacağız. Bu kişiler de etraflarına bu bilgileri ve tecrübeleri yayacaklar ve bu paylaşımlar harika sonuçlar vermeye ve mucizeler yaratmaya devam edecek.
Bu vesile ile tüm The LifeCo Bodrum ve The LifeCo Akatlar ekibi olarak Kurban Bayramı’nızı kutluyoruz! Bayram seyran demeden büyük bir keyifle hizmet vermeye devam eden bizler, sizleri ve sevdiklerinizi bu bayram da ve her zaman tesislerimize bekliyoruz.
En içten sevgilerimle,
Gül Kaynak

40 Gün 40 Gece

40 Gün 40 Gece

40 günlük bir sürenin çok holistik ve güçlü bir etkisi olduğu söylenir hep.

40 gün 40 gece süren düğünler…
Tüm peygamberlerin 40 gün oruç tutması…
Lohusalığın 40 gün sürmesi, 40’ı çıkmak…

Bunlar ilk akla gelenler. 30 günün sonunda baktım ki %100 Raw pek bir kolaymış, iyice alışmışım, dedim ki “Bunu rahat 10 gün daha yapabilir ve 40’a tamamlayabilirim.” Öyle de yaptım. %100 Raw olarak 40. günümde ise vücudunu Raw beslenerek arındırmak isteyenlere vermek istediğim mesaj: “İnanın ÇOOOK kolaymış ve bunu isteyen herkes yapabilir” oldu.

Bu süre içinde bana en çok sorulan 40 soruyu cevaplarıyla birlikte sizle paylaşayım diye düşündüm. Gelin görün ki bu yazıyı yazacak vakti zor buldum! Onun için soruları yazıp cevaplar için sizi Akatlar’daki The LifeCo’ya birlikte bitki çayı içmeye davet etmeye karar verdim. Hepiniz davetlisiniz, hatta Saf’ta %100 Raw çikolatalı dondurma bile yeriz!

Bu arada dün, dünya Diyabetliler Günü’ydü. Sadece Amerika’da geçen yıl diyabet hastaları için yapılan harcama 174 milyar dolar olmuş!!! http://www.tinyurl.com/rawfor30days sitesine göz atarsanız 30 gün %100 Raw yemenin diyabete etkisi ile ilgili inanılmaz şeyler okuyabilirsiniz. Ya da en güzeli vücudunuzda deneyip görebilirsiniz. (30 Gün %100 Raw beslenmeye karar vermemin, 30 günde bu tarz beslenerek insulini bırakan bir grup kişiyi anlatan bir dökümantasyonu seğretmemle başladığını ve bu tarz beslenmenin vücudu tamir etme gücüne olan inaç ile ilgili daha fazla bilgi için, blog daki diğer yazılarıma göz atabilirsiniz)

Bana bu süre zarfında sorulan her 40 sorudan 20’si “Peki proteini nereden alacağız?”, geri kalan 10’u da “Peki süt ürünleri tüketmezsem kalsiyumu nereden alacağım?” olduğu için, geri kalan 10 popüler soruyu yazacağım.

Aslında %100 Raw beslenirken en büyük sıkıntının, etraftaki insanları bu şekilde beslenmenin bir sağlık sorunu yaratmayacağını, çoğu sağlık probleminin aslında az değil çok yemekten kaynaklandığını, sizin enerjinizin son derece yüksek, sağlığınızın ve keyfinizin yerinde olduğunu anlatabilmek olduğunu fark edeceksiniz! Arkadaşlarınızla yemeğe çıktığınızda uzaylı gibi görünmek istemiyor, kolesterolü tavan yapmış ve en azından sindirim problemi çeken çevrenin size acıyan gözlerle bakmasından keyif almıyor ve ikramları nazikçe reddetmek istiyorsanız yapacağınız en güzel şey garsona: “Bana ne kadar yeşillik varsa getirin, çok kebap yedim geçen hafta canım inanılmaz ot/sebze çekiyor vs” filan demek. Tabii bana sorarsanız bunlara takmayın ve bir kişi bir kişidir diyerek etraftaki herkese ne yaptığınızı, niye yaptığınızı anlatın ki onlar da faydalansın. Ya da Raw yemenin ne kadar “Trendy” olduğunu, birçok Hollywood yıldızının Raw beslendiğini, Victoria Beckham havalimanında elinde o kitapla görüldü diye birden Londra’da en çok satan kitap olan “Skinny Bitch”in (şimdi Türkçe’ye de çevrildi) sırf bu tarz beslenme tarzından bahsettiğini anlatabilirsiniz. Biliyorsunuz ki günümüzde maalesef modayı takip edip güzel ve havalı olmak sağlıklı olmaktan çok daha fazla prim yapıyor! (Neden Detoks kadar doğal bir arınmaya karar verirken bu kadar çekinilir de, Botoks yaptırmak söz konusu olunca kimse bunun aslında ne olduğunu sorgulamaz ve balıklama atların açıklaması bu…)

İşte %100 Raw beslenme ile ilgili birkaç popüler soru:

1. Raw beslenirken Çiğ Köfte yenir mi?
Tamam ilk kelime “çiğ” ama köfte de genelde kıymadan yapılır değil mi? Mantık olarak çiğ beslenmede hiçbir hayvansal proteine yer yok. Ortaköy’de etsiz çiğ köfte yapan bir yer varmış, herhalde mercimek kullanılıyordur, henüz gidemedim ama bu vegan beslenme için uygundur tahminimce. Çiğ beslenirken pişmiş mercimek de yiyemiyoruz…
2. Raw beslenirken kilo verebilir miyim?
Cevap; eğer kilo fazlanız varsa büyük bir “EVET”. Özellikle günlük beslenmenizde et ve süt ürünleri, ağır karbonhidrat ve beyaz şeker ile yapılmış tatlılar, kızartmalar yiyor, asitli içecekler tüketiyorsanız, %100 Raw dönemde hem kilo verecek hem daha enerjik ve sağlıklı hissedeceksiniz.
3. Raw beslenirken kilo vermek istemezsem?
Derdiniz bu olsun! Bademi, cevizi biraz abartırsınız olur biter.
4. Raw beslenirken sindirim problemi yaşar mıyım?
5. Raw belenmek alerjilerime iyi gelir mi?
6. Raw beslenirken vitamin almaya devam edebilir miyim?
7. Raw beslenirken özellikle almam gereken mineral, vitamin vs. destekler var mı?
8. Raw yiyecekleri nereden alabilirim?
9. Çok sağlıklıyım, 30 gün %100 Raw beslenmek bana ne fayda sağlar?
10. Şu şu hastalığım var, Raw beslenebilir miyim?

41. gün ilk ne yiyeceksiniz diye soran da çok oldu. Hiç düşünmemiştim aslında. O gün ailemin yanına Mersin’e gitmiştim: annemin Kıbrıs usulü yaptığı mehşur zeytinli ekmeği ve Çukurova yöresine has cevizli biberli ekmek yediğim ilk pişmiş yiyeceklerdi, meraklılarına duyurulur. Ertesi gün de hemen Raw’a geri döndüm, inanılmaz bir alışkanlık, insan vazgeçemiyor.

Bu 40 gün süresince bedeninizde ne fark hissettiniz derseniz de; muhteşem bir rahatlık ve hafiflik, en önemlisi de bitmeyen bir ENERJİ. Aynı zamanda da ciddi anlamda fark yaratan bir zihin açıklığı ve hem dingin, hem keyifli, hem pozitif bir ruh hâli. Ayrıca bu süre boyunca kendime düzenli yaptığım Canlı Kan Analizi’nde mükemmel denebilecek örnek kırmızı kan hücrelerimi görünce dedim ki “Olay budur!”. Bu analiz, ya da “Modern Kan Falı” bir sonraki yazının konusu olacak. Kan hücrelerinizi bugüne kadar hiç ekranda görmediyseniz tavsiye ediyorum, çok etkileneceksiniz.

%100 Raw / Canlı Yiyeceklerle Beslenme tecrübesini herkesin yaşaması dileğimle…

Sevgiler

gül

Sıkıcı hayat yoktur sadece az çikolata vardır

“There is no boring life, only less chocolate” Bir zamanlar hediye gelen bir çikolata kutusunun üzerinde yazan bu yazıyı hiç unutmadım. Çikolata sevmeyen insanları hiç anlayamamışımdır. Böyle bir lezzete kim hayır diyebilir? Ayrıca çikolatanın içinde çok yüksek oranda magnezyum, demir, C Vitamini olması, kırmızı şaraptan 20 kat, yeşil çaydan tam 30 kat daha fazla antioksidan içermesi onu daha da değerli yapıyor.

Çoook eski zamanlarda savaşa giden krallara sunulan bu mucizevi yiyeceği günümüzdeki haline gelirken bozan şey; içine ekstradan konan şeker, yağ, süt ve bilumum katkı maddeleri ve koruyuculardır. Paketin üzerinde %70 oranında çikolata var diyorsa bile, geri kalan %30’unda ne olduğunu hiç düşünüyor muyuz?

Çikolatanın özü, yani kakao tanesi, çiğ bademe benzer. Sadece kahverengi kabuğunu soyduğunuzda içinden beyaz badem değil siyah kakao çıkar. Maalesef bu kakao tanesi içerdiği muhteşem besin değerini kavrulduğunda kaybeder. Evet Raw yani Pişmemiş /Canlı Beslenme kürümüzün 20. gününde konuyu dönüp dolaşıp yiyecekleri pişirdiğimizde kaybettiklerimize getirmem size sürpriz olmamıştır.

Raw beslenmek, hayatın keyfini çıkarmamak değildir. Ve çikolata hayatın güzel keyiflerinden biri. Öte yandan sadece ülkemizde değil dünyada Raw Chocolate bulmak hiç de kolay değil. Raw Chocolate siparişi verdiğiniz arkadaşınız sizi mutlu etmek için yurt dışından eli kolu çeşit çeşit organik çikolata dolu döndüğünde “Olsun bunları gelecek ay, Raw kürü bittiğinde yeriz” yeterli bir cevap olmuyor. Organik Çikolata maalesef Raw Çikolata demek değil.

Şimdi diyeceksiniz ki dünya gelmiş geçmiş en büyük krizini yaşıyor sen nelerle uğraşıyorsun. Öncelikle “Anicca” yı hatırlatmak isterim, yani Budizm’in en büyük öğretisini “Bu da gelir bu da geçer” felesefesini. Her kültürde, her dinde, her felsefede olan bir şey. En güzel an bile geçmiyor mu? İyi de bitiyor, kötü de. Bunu bu aralar birbirimize daha çok hatırlatmalıyız. Yapacağımız en iyi yatırım ne dövize, ne hisse senedine. Kendimize. Vücut, ruh ve zihin sağlığımıza. Adaya düştünüz, yanınıza alacak 3 şey seçin. Ne seçerseniz seçin kendinizi almadan gidemezsiniz. Kötü anlar da geçecek, iyi anlar da. Bu sebepten anı yaşayacağız,“Carpe Diem” yapacağız, aynı zamanda da sağlığımıza yatırım yapacağız. Raw beslenmede sağlıklı olmak için en büyük adımlardan biri; pişmiş, besin değeri kalmamış yiyecekler yerine, yaşam enerjisi dolu gıdaları, vücudu arındırmak için kullanmak.

Daha önceki yazılarımı okuyanlar, Raw / Pişmemiş Yiyeceklerle beslenmenin; “hayvansal protein başta olmak üzere (Hala “Çiğ Köfte mübah mı?” diye soranlara bir kez daha yazıyorum!) tüm pişmiş gıdaları bırakıp, sebze, meyve, yemiş,tohum vs ağırlıklı pişmemiş yiyecekleri yemek” olduğunu artık biliyorlar. Bunu 30 günlük bir kür halinde yapmak ise ciddi bir Detoks yani arınma sağlıyor bedene.

Gelelim Raw Çikolatayı bulmanın yollarına. İstanbul’da yaşayanlar için Akatlar Saf Lokantası bunun için tek adres (www.thelifeco.com.tr ). Burada gerçek Saf Pişmemiş Çikolata, badem sütü, agave şurubu, ceviz vs ile yapılmış muhteşem pastalar, kekler, brownie’ler, ve dondurmalar var! Sadece Raw beslenmeye karar verenlere değil, sağlıklı olmak isteyen, kilo veririken, hayatın keyfini çıkarırken beyaz şeker, beyaz un, zararlı yağlar ve katkı maddeleri ve koruyucular yemek istemeyenlere şiddetle tavsiye ediyorum. Yurt dışına gidenler veya gelirken bu aralar pasaportu tozlananlara hediye getirmek isteyenler için onlarca adres arasından www.therawchocolateshop.com sadece biri. Göz atsanız bile ağzınız sulanıyor!

Raw beslenirken tatlı yemek isteyenlere ama kakaonun saf haline ulaşamayanlara çok basit bir tarif vermek istiyorum: 2 avakado, 10 adet kuru hurma, 2-3 çorba kaşığı agave şurubu. Hurmaları akşamdan suya koyuyorsunuz. Sabah yumuşamış olan hurmaların çekirdeklerini çıkarıp, miksere (çırpıcıya) atıyorsunuz. İçinde beklediği suyu da miksere koyuyorsunuz. Sonra 2 yumuşak avakadoyu soyup, çekirdeklerini çıkarıp ekliyorsunuz. 2-3 kaşık agave şurubu (Tüm The LifeCo dükkanlarında var, internet sitesinden de sipariş edebilirsiniz) ekliyorsunuz. Bu şurup Meksika kökenli bir kaktüsün şurubu, glisemik indeksi yükseltmiyor yani kana çok yavaş karışıyor, kan şekerini yükseltip pankreası yormuyor. %100 doğal ve Raw. Bu karışımı mikserde iyice karıştırıyorsunuz. Eğer Raw çikolata varsa bunu da ekleyebilirsiniz. İsteyen biraz tarçın da koyabilir. Sonra güzel bir dondurma bardağına koyup biraz buzdolabında bekletin. Tadına bayılacaksınız. %100 Raw, doğal, içinde hiç katkı maddesi bulunmayan çok lezzetli bir tatlı. (7 haftadır her Perşembe TürkMax’ta 11:20-13:00 saatleri arası çıktığım “Hülya Aydın’la Hayata Dair” programında bu hafta bu tatlıyı yapacağız, seyretmek isteyenler için tarih 23 Ekim, Perşembe)

Herkese afiyet olsun, Raw’a devam,

Keyifli anlar, sevgiler,

Gül Kaynak

30 Gün Yüzde 100 Raw Pişmemiş Yiyeceklerle Beslenmek

İlk bakışta çoğu kişiye çok zormuş gibi geldiğini biliyorum. Benim gibi bir süredir “Vegan” beslenen (Hayvansal ürün yemeyen) biri için bile %100 Raw/Pişmemiş Yiyeceklerle beslenmek demek, özel hazırlanmış bol zencefilli Thai usulü sebze ve mercimek çorbalarına, arada bir lokantalarda yenen zeytinyağlı yemeklere, wild rice (vahşi pirinç) ve kahverengi kepekli pirince, bol zeytinyağına batırılarak yenen tam tahıllı ekmeğe veda edip tamamen “Canlı”, yani hiçbir şekilde yüksek ısı ile öldürülmemiş yiyeceklere geçiş yapmak demek.

Öte yandan son zamanlarda pişmiş sebzelerin tadını beğenmemeye başladığımdan beri buna hazır olduğumu fark etmiştim. Ama Amerika’dan gelen “Simply Raw/Reversing Diabetes in 30 Days - Basitce Çiğ/Diyabeti 30 Günde Geri Döndürmek” DVD’sini seyretmemin bu kararı vermemde etkisi büyük oldu.

Bu DVD, Amerika’nın farklı eyaletlerinde yaşayan değişik yaşlarda ve hayat stillerinde 6 diyabet hastasının, kendilerine hayatları boyunca mahkum oldukları söylenen insülin iğnelerinden ve ilaçlardan kurtulmak için bir ay boyunca bir merkezde sadece Çiğ/Pişmemiş Canlı Yiyecekler ile beslenmesini konu alıyordu. Bu kişilerin diyabet olmak dışında ortak yönleri, hepsinin Standard American Diet (SAD Diet) – Standart Amerikan Usülü beslenmeleriydi. (Baş harflerine bakınca “SAD - Üzücü” bir diyet tarzı). Yani işlenmiş, paketlenmiş, asitli, doğal olmayan, yaşamayan, ölü yiyeceklerden oluşan bir diyet.

Bu 6 kişinin %100 Raw deneyimleri ise inanılmazdı! İlk günlerden itibaren bu kişilerin vücutları bu yeni beslenmeye çok etkileyici cevaplar veriyordu, daha ilk haftada bile ciddi bir arınma, iyileşme ve değişim sürecine girmişlerdi. Bir nevi Detoks oluyorlardı, halbuki çiğnemeyi durdurmamışlardı, hatta seğrederken “olsa da yesek” dediğim güzel yiyecekleri “açık büfe konsepti” ile yiyerek bunu yapıyorlardı.

Hoş tabii bu kişiler başlarda bu yiyecekleri benim kadar da çekici bulmuyorlardı, ama kimsenin geçiş dönemi bir günde olamazdı. Bunu yaşayan biri olarak çok rahat söyleyebilirim. Her zaman yüzümde kocaman bir gülümsemeyle kulaklarını çınlattığım Detoks Uzmanımız Vince “Peyniri 6 ay tamamen bırak, ilk yediğinde - bu küf tadındaki şeyi daha önce nasıl yemişim – diyeceksin ve burnun tıkanacak, rahatsız olacaksın” dediğinde; “ Vince, biz Türküz, Türkler değil 6 ay peynirsiz kalmak, keyifli bir sabah kahvaltısında masaya 6 çeşit peynir koyarlar!” demiştim! Şimdi ise 3 seneye yakın zamandır yemeyi bıraktığım tüm süt ürünlerinin kırıntısı bile yediğim herhangi bir şeyin içine bulaşmışsa anında fark edip rahatsız oluyorum. Vince bilse herhalde bu sözümü bana hatırlatır ve çok gülerdi. Tabii ki bu değişim bir günde olmadı. Mesela benim için süt ve süt ürünlerini bırakmak önce DNA’sı anne sütüne en yakın süt olan keçi sütü ile yapılmış peynire geçip, sonra yavaş yavaş miktarı azaltıp, bir süre sonra da tamamen vazgeçerek oldu.

Öte yandan senelerdir tesislerimize gelen herkese yaymaya çalıştığımız konsept bu kadar katı değil.

Daha çok enerji ve daha sağlıklı bir beden isteyenlere önerimiz %25-75 kuralı. Yani tabağınızı ve hayatınızı 4’e bölüp, ¼ üne “yaramazlıklarınızı”; sizi mutlu eden ama kötü olduğunu bildiğiniz alışkanlıklarınızı, geri kalan ¾ üne ise sağlıklı olmak için yapmanız gerekenleri koymak. Bu yeni bir vücut için harika bir denge. Böylece %100 doğru ve iyi olup hayatın keyfini kaçırmıyorsunuz, hiçbir şeyden mahrum olma hissi olmadan, her zaman yaramazlığa izniniz var. “Bir şeyde keyif yoksa sürdürülebilinirlik de yoktur” mantığından hareketle %25-75 çoğu kişiye yapılabilinir bir kural olarak geliyor.

Dışarıda rastladığım daha önce Detoks yapmış olan kişileri zararlı bir şey yerken gördüğümde “Valla bu %25’im bugün” diyorlar. Hatta Mısır’dan gelip tesislerimizde Detoks yapmış ve sayları giderek artan Arap dostlar hatır sormaya aradıklarında, telefonu “%25-75 sofra kurduk, hadi gel” diye açıyorlar! Hiç unutmadığım bir başka anektod da et yemeyi çok seven bir misafirimizin “Yediğim et %25’im olacaksa %75 için manavın önüne tabure atmam gerekecek” demesiydi. Şimdi ise neredeyse Vejeteryan besleniyor ve tüm vücudu ve sağlığı, hayat biçimi gibi çok olumlu değişti!

Bir arkadaşım “Sen diyabet değilsin, hasta değilsin, sağlıklı beslenen, sağlıklı yaşayan bir insansın, niye 30 gün %100 Raw besleneceksin ki? ” diye sordu.

Gittiğim eğitimlerde bir hocamız çok güzel bir şey söylemişti: “Nuh gemisini ne zaman inşa etmiş? Fırtınadan önce. Acaba fırtına başladığında aynı gemiyi yapabilir miydi?” Yani hastalandıktan sonra artık her şey çok daha zor hatta bazen geç olabilir. Bizim yapmamız gereken vücudumuzu mümkün olduğunca sağlıklı, dinç ve sağlam muhafaza etmek.

Hangimiz şu anda vücudumuzda bir hastalığın tohumlarının atılıp da yeşermeye başlamadığından emin olabiliriz ki? Eğer 30 Gün %100 Raw beslenmek kişiye insülin iğnesini bile bıraktırabiliyorsa, henüz başlangıç safhasında olan bir hastalığı da tamir edemez mi?

Bu düşüncelerle ve deneme yoluyla öğrenmeye olan büyük inancımla, 30 gün boyunca %100 Raw/ Pişmemiş Yiyeceklerle beslenme macerama Ramazan’daki bir aylık oruç sonrası: 1 Ekim’de başlamaya karar verdim.

Bir süre önce bu kararımı herkese duyurup mümkün olduğunca çok kişiyi en azından bir hafta bana katılmaları konusunda motive etmeye giriştim. Çıktığım TV programlarında anlattım. Merkezlerdeki misafirlerimizi, arkadaşlarımı ve tüm The LifeCo ekibini bana eşlik etmeye davet ettim. İlgi tahminimden bile yüksek oldu! Hatta benden hızlı davranıp 1 Ekim’den önce başlayanların olması beni çok mutlu etti.

Bodrum ekibimizden Mirey Yuhay ve Dr Cengiz Türkkan %100 Raw beslenmede bir haftalarını doldurdular bile! Bodrum’a gittiğimde ikiside çok farklıydı. Mirey bir haftada tam 5 kilo vermiş, cildi parlıyordu, harika görünüyordu! Zaten bir kaç sene önce Amerika’da bu tarz beslenme yaptıran bir merkezde 3 hafta geçirmişti. Dr Cengiz Bey ise bugüne kadar yaptığı tüm detokslardan çok daha güzel bir sonuç almıştı: hem her detoksunu başında yaşadığı iyileşme krizleri olmamış, hem de çok diri ve enerjik görünüyordu. En önemlisi her ikisi de bir haftada bırakmayıp devam etmeye karar vermişlerdi!

Hem Bodrum hem Akatlar The LifeCo ekibinden hem de çevremizden birçok kişi en azından bir hafta bu tecrübeyi yaşamaya karar verdiler. Raw beslenmeyi mümkün olduğunca çok kişiye yaymak ve Canlı Beslenmenin faydaları ile ilgili çevreyi bilgilendirmek için de bu macerayı, deneyimimi ve her gün yenisi eklenen bilgilerimi TLC Blog’da yazarak, isteyen herkesle paylaşmaya karar verdim.

30 gün %100Raw / Pişmemiş Yiyeceklerle beslenme üzerine yazıları The LifeCo Blog’unda takip edebilirsiniz. Daha da ötesi siz de çok kolay bir şekilde en az bir hafta bu tecrübeye katılabilirsiniz. Bu tarz beslenmeyi Blog’dan ve www.thelifeco.com.tr ‘den edindiğiniz bilgilerle çok rahat deneyebilirsiniz…Raw beslenmenin ne kadar kolay olduğunu, aç kalmadan, pişmemiş yenebilen ne kadar çok çeşitli yiyeceğin bize doğa tarafından sunulduğunu, okudukça, araştırmaya başladıkça ve denedikçe sizler de göreceksiniz.

Bu vesileyle herkesin Ramazan Bayramını kutlamak istiyorum, sevdiklerinizle birlikte nice sağlıklı, mutlu & huzurlu Bayramlara…

Tüm güzellikler sizlerin olsun…

Gül Kaynak

Anti-Aging Kongresi 2008

Dr. Mithat Yılmaztürk (Anti-Aging kitabının yazarı ve İstanbul Antiaging Society başkanı)’ün organize ettiği yıllık kongreye bu sene TheLifeCo stand’ı ve Well Aging ekibi ile katıldık. Konuşmacılar arasında bu sene biz yer alamasak da eczacılar, doktorlar ve profesörler beslenmeden spora, genetikten mutluluğa, kanserden ağır metallere, serbest radikallerden hormonlara, kök hücrelerden sekse kadar değişen konulardan bahsettiler.

Doktorların çoğu küçük bir alanda uzmanlaşmışlardı. Bu nedenle genel sağlık ve koruyucu/önleyici tıp konusunda bence gereken perspektiften ve çözümlerden ara sıra uzak kaldılar. Örneğin; bir uzman her gün güneşe çıkarak cildimizin D vitamini üretmesini sağlamanın ne kadar önemli ve kansere karşı koruyucu olduğunu anlattı. Fakat diğer bir uzman güneşin zararlı ışınlarından yaz kış her gün SPF içeren koruyucu kremler kullanarak korunmamızın şart olduğunu ifade etti. Bence herşeyin bir denge meselesi olduğunu ne yazık ki bu uzmanlar göremiyorlardı.

Ama tüm medikal ve bilim dünyasının sadece kalp-damar hastalıklarını değil, artık kanseri de önlemenin (prevention) önemli ve mümkün olduğu sonucuna vardıklarını duymak, bizim gibi bunu yıllardır bas bas bağıranlar için çok sevindirici bir haberdi.

Gelelim ömrü uzatmaya. Sıçanlarda ve farelerde yapılan deneylerden sonra bilim dünyasının kabul ettiği önemli bir gerçek kalori kısıtlaması. Bunu detoks gibi periyodik oruçlarla da gerçekleştirdiğimizde etkili oluyor ama en önemlisi – dünyanın değişik yerlerinde 100 yaşını geçen vatandaşların ortak ne yaptıklarını analiz ettikten sonra gördükleri - ince olmak. Kaloriyi azaltmak, yani az yiyip çok mikro ve fito-besin almak en etkili hastalık önleyici metodların arasında yer alıyor. Bizim de Saf restoranlarımızla yaptığımız zaten bu:

Sunduğumuz menüdeki yemekler zararlı beyazları (pirinç, un, şeker) içermeyip çiğ oldukları için besin değerleri maksimumda,
Organik oldukları için toksinleri minimumda ve
Kanseri önlemek için haftada 3 kere tüketilmesi gereken tofu, lahana ve brokoli gibi fonksiyonel/süper gıdaları tek bir tabakta topladığı için kendi alanında tek.

Hastalıkları önleyip uzun yaşamak için yapmamız gereken üç vazgeçilmez şey daha var, bunlar 1) problem ve stresi fazla dert etmemek, 2) sigara içmemek ve 3) spor yapmak.

Sigara ve stres yönetim konularını bu seferlik bir kenara koyuyorum. Peki sporu hangi derecede yapmak gerekiyor? Haftada en az 5 gün, minimum 30 dakikalık terletici spor ve günde minimum 60 dakikalık yürüyüş. Kulağınıza çok mu geldi? Genlerimiz ve dolayısıyla vücudumuz buna göre dizayn edilmiş – bu gerçek için ne özür dileyebiliriz ne de bu gerçekten taviz verebiliriz…

Bu kongre AntiAging konusunda uzman kişileri ve bu alanda önde gelen kurumları bir araya toplamıştı. Fakat bir kez daha gördüm ki ne yurtdışında ne de Türkiye’de bu işi TheLifeCo kadar kapsamlı ve doğru yapan tek bir rakip yok.

Her gün verdiğimiz küçük kararlar yaşam tarzımızı, hayatımızı ve geleceğimizi belirliyor. Bugünkü öğle yemeği seçiminizden başlayarak hayatınızda daima doğru kararlar vermenizi ve The LifeCo communitysinin bir parçasıysaniz bundan daha sık ve fazla faydalanmanızı diliyorum.

Burçak Gömüç

Tamam ama ne yiyeceğiz?

Tamam ama ne yiyeceğiz?

Bir önceki yazımda anlatılan Raw / Pişmemiş Yiyeceklerle Beslenme kürüne katılmaya karar verenlerin ortak sorusu bu (ki bu sayı 6. günde ciddi bir rakama ulaşmaya başladı!) Mesela çiğ köfte mübah mı?

Şaka bir yana herkes her türlü pişmemiş sebze ve meyvenin yenebileceğini tahmin ediyor da, bu tarz beslenmede - kısaca Raw diyelim artık- başka neler var. Sıralamak gerekirse:

Tüm taze meyve & sebzeler
Doğal kurutulmuş, şeker katılmamış meyve ve sebzeler: incir, kayısı, erik, hurma, kuru domates gibi
Kabuklu kavrulmamış yemişler: badem, ceviz, fındık, kestane, çam fıstığı, cashew gibi
Zeytinler
Tohumlar: keten tohumu, susam, kabak, ay çekirdeği gibi
Doğal kurutulmuş deniz yosunları
Filizlendirmek için tahıl ve baklagiller: buğday, maş fasülyesi, mercimek gibi
Doğal yağlar: soğuk sızma zeytinyağı, hindistancevizi yağı gibi
Tatlandırmak için doğal kurutulmuş baharatlar, agave şurubu vs
Veee Raw çikolata (Yurt dışından gelecek olan bir arkadaşınız varsa, ona bu sefer orijinal bir sipariş verin. Biraz uğraşacak ama onu daha çok seveceksiniz ve o da buna değdiğini görecek! Ya da Saf*’a Raw Çikolatalı Tart ya da Brownie yemeğe gidebilirsiniz)

Bunlar ana malzemeler. Tercihen organik almaya çalışın. Gerçekten de organik, doğal, kimyasalsız ve hormonsuz ortamda yetiştirilmiş sebze ve meyvenin tadı size bu süreçte iyice farklı gelecek ve organik yiyecekler Raw beslenmenin faydasını daha da arttıracak.

Şişli Feriye’deki Cumartesi pazarına giderseniz (sabah ne kadar erken giderseniz o kadar iyi) muhakkak size sonraki zamanlarda evinize servis de yapacak bir üretici ile tanışırsınız. Orada ikram edilenlerle o kadar doyacaksınız ki o günkü sabah kahvaltısı ve hatta öğle yemeğini atlayacaksınız! Onun dışında internette ve büyük alışveriş merkezlerinde organik meyve ve sebze bulabilirsiniz.

Öncelikle evdeki tüm pişmiş ya da pişirilerek yenen şeyleri etrafınıza dağıtıp evi temizleyin. Sonra güzel bir alışveriş yapın ki ne kadar çok yiyecek seçeneğiniz olduğunu görün. Manava gidip ne varsa alabilir ve mutfağınızı bunlarla doldurabilirsiniz: tüm yeşil yapraklı sebzeler roka, maydanoz, ıspanak, semizotu, nane, fesleğen, dereotu vs, avakado, salatalık, domates, karnıbahar, havuç, limon, brokoli vs, elma, armut, karpuz, incir, üzüm, nar, çilek, böğürtlen, muz vs. badem, ceviz, fındık ve kuru meyveleri de unutmayın. Çeşit çeşit zeytin alın, içinde taze badem portakal kabuğu vs olanlardan da bulursanız çok keyifli oluyor. Filizlendirme işlemini yapmak için maş fasülyesi (filizlendimeye maş fasülyesi ile başlamanızı tavsiye ediyorum hem çok lezettli hem çok kolay filizleniyor, her yerde de satılıyor), mercimek vs alın. Kolay filizlendirme ve çimlendirme nasıl yapılır için “İdeal Sağlık için Canlı Besinler”** kitabını almanızı çok tavsiye ediyorum.

Eğer vaktiniz ve beceriniz varsa bu yiyeceklerden harika Raw yemekler yapabileceğiniz çok güzel tarifler veren kitaplar var. Bunlardan biri de yukarıda bahsettiğim kitap. Öte yandan benim gibi yoğun saatlerle çalışan biriyseniz ve normal hayatta bile yemek pişirmeyle çok aranız yoksa yazılarımda özellikle bu tip yaşamda Raw beslenmeyi nasıl yapabileceğinizi anlatmaya çalışacağım. En basitinden bir kaç tarif bile vereceğim.

Bir ay %100 Raw beslenmek lokantalara gitmemek anlamına da gelmiyor. Her lokantada büyük bir roka, maydanoz, salatalık, nane salatası yaptırabilirsiniz. Yanına bir tabak zeytin isteyebilirsiniz. Domates dilimletebilirsiniz. Balıkçı tarzı bir yerdeyseniz tepsiyle yanınızdan geçen taze badem, cevizden bir porsiyon istersiniz. Çantanızdan Saf’dan aldığınız keten tohumlaından yapılmış Raw ekmeğinizi çıkarıp bir tabak zeytinyağı eşliğinde yiyebilirsiniz. Üzerine meyvenizi yiyip, ılık bir fincan suya birkaç yaprak nane attınız mı inanın kimse pişmemiş yemek yemediğinizi anlamaz, güzel de doyarsınız.

Öte yandan hem Raw beslenip hem de başlangıcı, ana yemeği, tatlısı ve hatta dondurması ile “full course” bir yemek istiyorsanız aralarda böyle bir keyif için Saf’a gideceksiniz demek oluyor. İstanbul’da iseniz şanslısınız. Saf Türkiye’nin şu an için tek Raw Food lokantası ve İstanbul’un göbeğinde, Etiler, Akatlar’da. Eve servisi de var.

İstanbul dışında iseniz, bizim Bodrum ekibinin yaptığı gibi İstanbul’da nazınızın geçtiği bir arkadaşınızı bulup onlara en azından Saf’ın dayanan yiyeceklerinden Saf ekmeği ve Saf kurabiyelerinden sipariş edebilirsiniz. Raw maratonunuzda çok yardımcı olacak, ekmek ve tatlı ihtiyacınıza yardımcı tadlar bunlar.

Bir sonraki yazıda neler yiyeceğimize devam edeceğiz, hepimize sağlıklı ve çok mutlu günler, sevgiler,

Gül Kaynak

*Saf Akatlar: 0212 282 7946
**“İdeal Sağlık için Canlı Besinler” Kitabı: Alfa Yayıncılık. Tüm The LifeCo Shop’larda ve http://shop.thelifeco.com.tr ‘de